9 Ocak 2008 Çarşamba

Tayland üzerine notlar

  • Tayland adeta bir "gülüşler" ülkesi; insanlar hep gülümsüyor ama belki bu yüzden iyi niyetlilerle kötü niyetlileri ayırd etmeniz zorlaşıyor.
  • Kadınlar çöpçülük yapıyor, inşaatlarda bile çalışıyorlar.
  • Tuktukçular mütemadiyen sizi anlaşmalı oldukları ve sizi götürürlerse komisyon alacakları yerlere sürüklemeye çalışıyorlar.(Bangkok'da) Kanmayınız, ilgilenmiyorum deyip geçiniz. Yanınızda karınız olsa bile sizi sex showlara götürmeyi önerebilirler.
  • Tayland'da "taharet musluğu" denen şey yok, onun yerine klozete bağlı basınçlı bir duş başlığı bulunuyor. Daha primitif yerlerde ise kocaman su dolu bir kova ve içinde ufak bir tas var. Bizim alaturka tuvaletlere çok benzeyen ama tam tersi olarak yerden yüksek, üzerine tünediğiniz platformlar var.
  • Siparişinizi iptal mi ettiniz. Hiç şansınız yok, anlamıyorlar, hepsini yemek durumunda kalıyorsunuz.
  • Menüde olmayan birşey sipariş etmek isteniz.Kahvaltıdaki 2 dilim ekmek sizi kesmedi, 1 dilim ekmek daha istiyorsunuz, ya da muzlu krep yiyeceksiniz,üzerine de azıcık dondurma istiyorsunuz. İlave 1 dilim ekmeğiniz menüde yer aldığı haliyle yani 2 dilim tost ekmeği,1 minik çilek reçeli,1 minik tereyağ olarak gelir, parası ayrıca kesilir. Muzlu krebinizi alır dondurmanızı da ayrı olarak sipariş edersiniz. Menünün dışına asla çıkmazlar.
  • Dert yok tasa yok demiştik ya...İnsanlar gerçekten süper rahat. Bir restorana,bara gittiniz değil mi. Normal olarak yemeğiniz içkiniz bittikten sonra alıp götürmelerini masayı da şöyle güzelce silmelerini beklersiniz. Yok anacım ööle saatlerce duruyo sofra, umurlarında değil...Masalarda bira şişesi tepecikleri oluşuyo artık. İş başa düşüyo, paşa paşa kültablalarınızı boşaltıyor, boşlarınızı götürüyorsunuz...:)
  • En basit yerlerde de yemek yedik, süper lüks tatil köylerinde de...Ama hiçbirinde servis yaparken peçete getirilmiyor. Bazen masalarda peçetelikler olsa da o kadar inceler ki 20 tanesini birarada kullanıp ağzınızı silebiliyorsunuz. Tayland'a giderken yanınızda bol bol antibakteriyel ıslak mendil, kolonyalı mendil, selpak götürün.
  • Sebzeleri genellikle yıkamıyorlar, sadece soyuyorlar. Gitmeden önce mutlaka Tetenoz,Hepatit aşılarınızı olun. Yanınıza bolca ilaç alın. Farklı soslu, bol acılı yemeklere alışık değilseniz midenizi bozmanız olası...
  • İlaçları taneyle ya da kullanacağınız kadar satıyorlar.
  • Bayanların rahiplere dokunması, küçük çocukların başını okşamak ve ayağınızı birinin başına doğru uzatmak hoş karşılanmıyor. Baş vücudun en kutsal noktası sayılıyor.
  • Adalarda işyerlerine giderken ayakkabılar çıkartılıyor. Turistler de paşa paşa çıkarıyo abicim, bizim İngilizler yaygarayı koparır valla...
  • Birşey satın aldığınızda ya da hesabı ödediğinizde "Wai" adı verilen hareketle ellerini kavuşturarak size minnetlerini gösteriyolar. Bu filmlerde gördüğümüz karatecilerin maçtan önce yüzleri birbirine dönük birbirlerini selamlamalarına benziyor:P
  • Tuvaletlerinde ciddi bir tesviye sorunu sözkonusu. Zemin gidere doğru meyillendirilmemiş, su ortada toplanıyor. Ayrıca ortalıkta sabun mabun yok...
  • Büyük şehirlerde evlerin çoğunda mutfak bile yok. Herkes yemeğini dışarıda yiyor.
  • Adalarda hindistan cevizi ağaçlarına dikkat! Her yıl kafasına hindistan cevizi düştüğü için hayatını kaybeden pek çok insan var. Paaat diye bir ses geliyor, kacaman bir hindistan cevizi yerde...
  • Genellikle süt ve süt ürünleri tüketmiyorlar. Kuzu eti de ithal olduğu için pahalı.
  • "Beyaz" olmak onlar için bir statü göstergesi. Marketlerde beyazlatıcı ve güneşe karşı korumalı ürünler yok satıyor. Güneşli, harika bir günde şemsiyeyle dolanabiliyorlar. Renginiz koyuysa bu sizin fiziksel işçi vs olduğunuzu belli ediyor...Ama adalardakilerin umrunda değil valla böyle bişe, gayet Arap gibi yanmış, takılıyo abiler...
  • Üstsüz güneşlenmek, iç kısımlarda cıbıl cıbıl dolanmak hoş karşılanmıyor. Güneydeki adaların nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olmasından dolayı belki de...

2 Ocak 2008 Çarşamba

Tatil bitti mi yaaa:(



Back in town...Sunthing İstanbul'dan bildiriyor. Sağ salim yurda döndük... Cuma aksamı eve doğru yola koyulacağız.
En son yazdığımda Lanta'daki son günümüzdü. Son gün (26.12.07) Cantalarımızı hazırlayıp son kez denize girdik. Harika ve sıcacıktı deniz, bulutlarsa gideceğimiz icin ağlıyorlardı...Ardından aksam serefımıze verilen hoşçakal yemeginde tüm tayfayla bulustuk, adresler, telefonlar alındı verildi. Nehir, ben, Ay motorlara atlayıp hoooop sahildeki Job 2 Do konserine gittik.

Tayland'da en keyif aldığımız gecelerden biriydi doğrusu. (Türkçe karakter kullanabilmek ne güzelmişşş!) Süper eğlendik,dans ettik, amcalar çok tatlı çaldılar,videolarını daha sonra ekleyeceğim. Ertesi sabah Trang'a doğru yola çıktık. Akşamüstü 5'de Bangkok'a doğru trene binecektik. Kalkış saatine 1-2 saat kala Trang'daydık, biraz etrafta dolanıp yemek yedik, Trang da oldukça büyük bir şehirmiş ama gezmek için çok zamanımız olmadı. Trene bindik, bu kez 2. sınıf bilet almıştık ve 2. sınıf yataklı vagonlar bu trende kadın erkek ayrı ayrı olduğundan yataksız bilet alabildik. Başlangıçta herşey yolundaydı ama sabaha karşı uyandığımda ormanın ortasında duruyor olduğumuzu gördüm, tren arızalanmıştı ve tam 5 saat ormanda mahsur kaldık. Sonunda 22 saat sonra Bangkok'daydık. O gece yine son bir parti Suannum Night Bazaar yapıp ertesi günü de Siam Square civarında geçirdik, biyerlere gitmeye o kadar üşendik ki ne Wat Pu Tapınağına ne de sarayın içini gezmeye gidebildik.Böylece Tayland'a yeniden gelebilme nedenlerimiz artıyor. Zaten bu seyahatin asıl amacı işi gücü stresi ardımızda bırakıp nefes alabilmekti ki bunu fazlasıyla başardık.
30.12.07'de sabah uçağa bindik,7 saatlik uçuştan sonra Bahreyn'deydik. Bahreyn'de servisle otelimize gittik. Otel deniz manzaralı ve süper lüks bi oteldi ama yorgunluktan öldüğüm için birkaç saatlik gezintiden sonra baygın düşmüşüm, ertesi sabah da 4 saatlik yolculuğun ardından İstanbul'a vardık ve partiden partiye koşup yeni yılı kutladık. Eve döndüğümde yeniden yazacağım, görüşmek üzere...